içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

Çanakkale Deniz Zaferi ve Sonuçları

18 MART 1915 Çanakkale Deniz Savaşı kadar, dünya siyasetini bu denli derinden etkileyen bir başka örneğe, dünya harp tarihinde rastlanamaz. Eğer o gün Türk Boğazlarına dayanan dünyanın en büyük müttefik armadası  Karadeniz’e çıkabilip İstanbul düşseydi, Rusya’daki silah altına alınmışların dışındaki büyük insan gücüne beklemekte oldukları silah, cephane ve gıda yardımı ulaşacak, böylece Rus ordularının taarruz gücü iki katına çıkarılacak, öte yandan  Almanya ile Türkiye arasındaki irtibat kesilerek,  büyük ihtimalle dünya savaşı  daha kısa sürecekti.  

Diğer yandan Rusya’da bir ihtilalin patlaması için gerekli ortam doğmayacaktı.  Çarlık devam edecek, Lenin ve sosyalist ideolojisi, Rusya üzerinden tüm dünyaya yayılamayacaktı.

Türkiye açısından ise vahim olanı, bir kurtuluş savaşına girişilebilecek ortam, tümüyle ortadan kalkmış olacaktı. Ama öyle olmadı. Sekiz saat süren bu savaşın sonunda, İtilaf Devletleri’nin bu müttefik donanması , muzaffer Türk topçusunun önünde çok ağır kayıplar vererek çekip gitti.
Çanakkale’de bir cephe açılması ve oradan gereken yardımın yapılması fikri Rusya’dan gelmişti ama, aslında bu plan daha önce de düşünülmüştü. Balkan Savaşı sonunda Ege Adalarını eline geçiren Yunanistan, kendini garantiye almak ve Türkiye’yi Ege’den uzak tutmak için, Ağustos 1914’te İngiltere’ye Çanakkale’de bir cephe açmalarını, o takdirde Yunanistan’ın bütün kuvvetlerini İngiltere’nin emrine vereceğini teklif etmişti ama o tarihte Osmanlı Devleti henüz tarafsız, fakat böyle bir karar karşısında Almanya’nın yanında savaşa girebilir endişesiyle, İngiltere öneriyi reddetmişti.
1915 yılı başında Avrupa’daki savaş mevzi  harbine dönüşünce, İngilizler, bütün kuvvetlerini Batı Cephesi’ne  yığmaktansa, Çanakkale’de cephe açmayı düşünmeye başladılar. Böylece bir taraftan Rusya’ya gereken yardım gönderilirken, öte taraftan kısa sürede donanma İstanbul’a yani başkente  gireceğinden, Türkiye Almanya’dan ayrılmış olacaktı. O esnada henüz kararsız olan Bulgaristan da böylece müttefiklere katılmış olmayacaktı.
Tam bunlar düşünülürken Türklerin Süveyş Kanalı’na yaptıkları taarruz başarısız olmuş,  (3 Şubat 1915), bunun üzerine Mısır’daki kuvvetlerin bir kısmının taarruz gücünün Çanakkale’ye kaydırılabileceği ciddi olarak düşünülmeye başlanmıştı. Bu durumda önce Gelibolu Yarımadası denizden zorlanarak Marmara’ya girilecek, arkasından yetiştirilecek birliklerle de Boğazlar ve İstanbul işgal edilecekti.
İtilaf Devletleri Çanakkale Harekâtı’na 12 İngiliz, 4 Fransız olmak üzere 16 Muharebe Gemisi, 6 Muhrip, 14 Mayın Arama Tarama Gemisi ve 1 Uçak Ana Gemisi ayırmışlardı. Ayrıca bunlara, 4 Hafif Kruvazör, 16 Muhrip, 5 İngiliz, 2 Fransız Denizaltısı, üzerinde 6 Deniz Uçağı taşıyabilen 1 Uçak Ana Gemisi’nin de katılacağı planlanmıştı.
Çanakkale Boğazı’ndaki Türk savunma tertibinin belkemiğini Müstahkem Mevki teşkil ediyordu: Burada 27 batarya halinde tertiplenmiş çeşitli çapta 104 adet top ve bir de mayın grubu vardı. Bu topların bir kısmı, savaş gemilerinden çıkarılmıştı.
Müstahkem Mevki Topçusu Boğaz içinde iki grup halinde tertiplenmişti:
1. Methal Grubu: Gelibolu Yarımadası’nın güney ucunda mevzilendirilmiş, “Kumkale”, “Orhaniye” bataryalarından ve Erenköy cıvarında mevzilenmiş bir miktar seyyar obüs bataryalarından oluşuyordu.
2. Merkez Grubu: Boğaz’ın en dar yeri olan Çanakkale, Kilitbahir bölgesinde, Anadolu ve Rumeli yakasında bulunan bataryaları kapsıyordu.
Boğaz savunmasına ayrılan  seyyar birlikler, 4 piyade tümeniyle, (5, 7, 9, 11.Tümenler) ile 2 Jandarma Alayından oluşuyordu. Bu tümenler, karargâhı Gelibolu’da bulunan 3. Kolordu emrindeydi. Ayrıca Ordu İhtiyatı olarak Maydos-Bigalı bölgesinde bir piyade tümeni vardı. (19. Tümen, komutanı Yarbay Mustafa Kemal Bey).  
İtilaf Donanması 19 Şubat sabahı  , plan gereğince Methal Grubunu susturmak üzere bombardımana başladı ama beklenen sonucu alamadı. İkinci saldırı 25 Şubat’ta yapılabildi ve bölgedeki Türk  bataryaları susturuldu.
İtilaf donanması (Müttefik Donanma) asıl büyük taarruza 18 Mart sabahı başladı. Saat 10.30’dan itibaren muharebe gemileri Boğaz’a girdiler ve bu savaş akşam 18.00’e kadar sürdü. Gün batarken Müttefik Donanması’nın önemli sayıda vurucu gücü Boğaz’ın sularına gömülüyor, kalabilenler Türk topçusu karşısında tam bir hezimete uğrayarak, geldikleri  gibi  gidiyorlardı. 
Harekâtı yönetenler şaşkınlık içindeydiler, bu nasıl olmuştu? Daha dün, yani harekâttan sadece on saat önce, bütün kıyılardaki mayınları temizlememişler miydi? Şaşırmakta haklıydılar. 17 Mart’ı 18 Mart’a bağlayan gece, 3 muhrip, 7 mayın arama-tarama gemisiyle karanlıkta limanda son kez bir daha 02.00’ye kadar mayın taraması yapmışlar ve saat 02.30’da “ harekât sahasında hiç mayın bulunmadığı” raporunu da almışlardı ama yanılıyorlardı.  Daha önce temizledikleri ve temiz olduğunu sandıkları Erenköy koyu’na 8 Mart günü gece saat 24.00’de Çanakkale’den ayrılan “Nusret Mayın Gemisi”,  Müstahkem Mevki Komutanı Cevat (Çobanlı) Paşa’nın emri üzerine kuzeydoğu-güneybatı yönünde ve Boğaz mihverine paralel olarak, 100 mt. Aralıklarla, 4.5 mt. Derinlikte, 26 mayın dökmüştü. Bunu fark edememişlerdi. Üstelik Nusret bu çok tehlikeli görevi, ışıklarını söndürüp gecenin zifiri karanlığında , düşman gemileri arasından süzülerek yapmıştı. Ayrıca bu “sızma” hareketini yaparken, kendi döşediğimiz dokuz sıra mayının da arasından geçmek zorunda kalınmıştı. Ön Yüzbaşı Tophaneli Hakkı Bey ve Müstahkem Mevki Mayın Grubu Komutanı Binbaşı Nazmi Bey bu göreve bizzat katılmışlardı. Tarihin kaydettiği bu en çetin deniz savaşı 18 Mart 1914 günü açık bir havada ve durgun bir denizde başladı.  Saat 10.30’da gemiler muntazam bir şekilde Boğaz’a girmeye başladılar ve ilk ateşi 11.15’te açtılar. Bu gemilere menzili müsait olan Türk bataryaları derhal karşılık verdi ve ilk isabeti Gaulois aldı ve burnu sulara gömüldü. Ardından Fransız Suffren gemisi birkaç isabet aldı. Geminin bir tareti, mürettebatıyla birlikte tahrip oldu, geminin bir bacası uçtu. Buna karşılık özellikle İngilizlerin Amiral Gemisi Queen Elizabeth’in 38’lik mermileri Türk bataryaları üzerinde çok etkili oluyor, yangınlar çıkarıyor ama inanılmaz bir direniş de sürüyordu. Saat 13.30 sularında, Erenköy önlerinde bir muhribin batmakta olduğu görüldü.  Fransız Bauvet, saat 14.00 sularında, 604 kişilik mürettebatıyla birlikte 3 dakika içinde Boğaz’ın sularına gömüldü. Nusret’in mayınlarına çarpmıştı. Saat 16.30 sularında bu kez İngiliz Irresistable’ın  yan yattığı ve hareketsiz kaldığı görüldü. Belli ki Türk topçusundan ağır darbe almıştı, ardından da mayına çarpmıştı. Kımıldayamadan, öylece yatıyordu. Yardımına Ocean koştu ama kısa sürede aynı akıbete uğradı, o da mayına çarptı. Her iki gemiyi de Kumkale önlerinde Türk topçusu akşama doğru batırdı. (Bak. Mayın Haritası).
Daha fazla dayanamayacağını anlayan tarihin bu en büyük armadası, saat 18.00 sularında,  Boğazın sularını muzaffer Türk Topçusuna terk ediyor ve çekiliyordu.
Yaklaşık yedi saat süren bu deniz savaşında Türk mevzilerine tonlarca mermi yağmıştır.  Yalnız İngiliz gemilerinden atılan toplam  mermi sayısı 3344’dür. Buna karşılık toplam Türk zayiatı 24 şehit, 43 yaralıdır. 4 Ağır Top harap olmuş, 3 Top hasara uğramış, bir cephanelik havaya uçmuştur.
Müttefik Donanması’na gelince, 3 Muharebe Gemisi (Irresistable, Ocean, Bauvet) batmış, 2 Muharebe Gemisi ( Inflexible, Gaulois) ağır yaralanmış, 1 Muharebe Kruvazörü (Suffren) ağır yaralanmıştı. İnsan zayiatı, çoğu ölü, 800 dolayındaydı.
Böylece  Müttefikler, Boğaz’ı donanmayla zorlayarak geçme fikrinden tamamen vaz geçiyorlar, karadan Gelibolu’yu geçip İstanbul’a ulaşma planını devreye sokuyorlardı. Ne var ki karaya çıkınca bu kez de karşılarında Yarbay Mustafa Kemal  Bey’i bulacaklardı. 
Dünya O’nu daha sonra Atatürk olarak tanıyacaktı.
Türkiye Cumhuriyeti  Devleti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk

YAZARIN DİĞER YAZILARI
FACEBOOK YORUM
Yorum