bursa escort kızlar , escort bayan bursa
bursa sınırsız escort , Hakiki escort bursa
gerçek bursa escort , vip bayan escort
bursa bayan escort
escort bayan başakşehir escort beylikdüzü eskort mecidiyeköy escort bağdat caddesi escort şirinevler escort
sakarya escort gebze escort escort bodrum bodrum escort
porno film izle anal porno hd sex izle türkçe porno izle türbanlı porno izle

içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

Ortadoğu Mezarlığı

Şimdiki çocuklara ezberletiliyor mu bilmem, ama benim yaşıtlarım ilkokulda Atatürk’ün Gençliğe Hitabesini ezbere bilmek durumundaydı. Gençliğe Hitabe ve İstiklal Marşını ezbere bilmek bizlere şunu öğretti;

Cumhuriyet ve Vatan Bilinci.

Çünkü Gençliğe Hitabe demek, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’le birebir konuşmak ve verdiği öğütleri direkt onun ağzından duymak gibiydi. Ezberinizde olan bu cümleler, günün her anında aklınızda dönüp durduğundan, Cumhuriyete ve Vatana bağlılığınız her daim taze olurdu.

Çok sonra fark ettim, Gençliğe Hitabenin binlerce yıllık tarih birikiminden damla damla süzülerek oluştuğunu. Öyle sıradan bir metin değildi.

Dün olanları görebiliyor, yarın olacakları tahmin edebiliyordunuz.

Atatürk, Gençliğe Hitabede binlerce yıldır kurulan ve yok olan tüm devletlerin bir anlamda röntgenini çekiyor ve yaşadığımız coğrafya dışında var olan bütün medeniyetlerin, var oluşunun ve yok oluşunun ipuçlarını veriyordu.

Özellikle yaşadığımız topraklardan tarihe bakacak olursak tarihteki Türk Devletlerinden hariç Hititler, Asurlar, Persler, Keldaniler, Süryaniler, Babiller, Sümerler gibi birçok antik medeniyetin başına gelenlerin, zaman içerisinde bizlerin de başına gelebileceğinin uyarısı yapılırken, metnin sadece siyasi içerikler taşımadığı da gözler önüne seriliyordu.

“Ey Türk gençliği!

Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyet'ini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir. Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dâhilî ve haricî bedhahların olacaktır,” diye başlayan Gençliğe Hitabede sadece Türk Cumhuriyeti ifadesi geçse de, bu aslında geçmişten günümüze doğru çekilen tarih röntgeninde sadece bir kilometre taşını temsil etmekteydi. Çünkü vatanın ve bağımsızlığın korunmadığı ve bunlara sahip çıkılmadığı zaman neler yaşanabileceği, bir sonraki paragrafta açıkça belirtilmekteydi. Bu yüzden vatanı ve bağımsızlığı korumak, ilk görevdi.

“Bir gün, istiklâl ve cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şeraitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerait, çok namüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler” ile devam eden ikinci paragraf, vatana ve bağımsızlığa yapılabilecek olası bir saldırıda ilk yapılması gerekenler ile ilgili emirler yer almaktaydı. Çünkü vatan savunması için gereken şartlar yerine elde bulunan şartlarla bu görevi yerine getirmek, sessizce işgalin vatanı ve milleti yok etmesini beklemekten başka bir durum değildi. Kaldı ki bu saldırıyı yapması muhtemel devletlerin güçleri ve imkânları dâhilinde yapabilecekleri ortadayken, beklemek yok olmak demekti. Atatürk,

“Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zapt edilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şeraitten daha elim ve daha vahim olmak üzere, memleketin dâhilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasî emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir,” derken, vatanı yok etmeye yönelik saldırıların, ancak ve ancak içeriden bir ihanetle sonuca ulaşabileceğini ve bu durumun da bu hainlerin kişisel kazançlarını, vatanın ve milletin yaşamasından daha üstün tutmalarının sonucu olduğunu ısrarla hatırlatmıştır.

“Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi, vazifen; Türk istiklâl ve cumhuriyetini kurtarmaktır!

Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda, mevcuttur!”

Sözün özü ise işte bu cümlelerdedir…

Şimdi yüzünüzü tarihe dönün ve sonra bir de ateşin hiç sönmediği, kanın hiç durmadığı Ortadoğu’ya bakın.

Bakın bakalım Atatürk’ün bir zerre yanılgısı var mı?

YAZARIN DİĞER YAZILARI
FACEBOOK YORUM
Yorum