içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

Her devrin paradoksu: İhanet

ÜLKE olarak vatansever görünümlü vatan hainlerinin, cumhuriyet düşmanlarının ve din bezirganlarının saldırılarıyla karşı karşıyayız. Bütün bu yozlaşma ise karşımıza yok olan bir geleceğin ilk sinyallerini veriyor. Bu duruma kültürel yozlaşma da eklendiğinde ülkenin içinde bulunduğu durum daha da korkunç bir hale geliyor.

Bir ara malum çevrelerin kendine “akademisyen” dediği bir ahlaksız, akıllara durgunluk verecek bir söyleme imzasını attı. Leş kokulu ağzından çıkan ifrazatı duyduğumuzda, üniversitelerde kimlerin ders verdiğini tartışır hale geldik... Ve anladık ki, osuruk dediğimiz ifrazat sadece insanın mabadından çıkmıyor, ağzından da çıkabiliyormuş.

Peki, ne diyordu bu sözüm ona akademisyen;

"Cumhuriyet döneminde Çanakkale ve Bursa'daki bazı camiler kerhane yapıldı."

Türkiye Cumhuriyeti ve İslam tarihi böyle bir ahlaksızlığı ne Haçlı Seferlerinde, ne de ülkenin işgal yıllarında görmedi. O akademisyen hakkında ne mi yapıldı? Hiçbir şey! Evet, o akademisyen hakkında yüze piyaz da olsa hiçbir işlem yapılmadı. Demek ki birilerinin bu ahlaksızlık hoşuna gitmişti.

Ülke insanları arasında yaşanan bölünme kimlerin işine geliyorsa, işte bu tarz ahlaksız söylemler de onların işine geliyor.

Seçim meydanlarında aslı astarı olmayan "Camiler ahır yapıldı" yalanının ardına sığınarak, vatandaşın saf ve temiz dini duygularını siyasi ikbal pahasına sömürenler için cumhuriyet-din-vatandaş üçgenindeki çıta birkaç basamak daha yukarılara çıkarılıyordu.

Dini kullanarak halkı kin ve düşmanlığa sevk eden bu davranışlar, ilerleyen dönemlerde daha da artacak. Çünkü halk arasına ekilen nifak tohumları, bölünme seviyesini daha da yükseltecek ve milli duygulardan yoksun fertler yetişecek.

Bu kimin mi işine geliyor?

Bu sorunun cevabını en az benim kadar sizler de çok iyi bilmektesiniz.

Atatürk düşmanlığıyla ünlenen ve bir kısım siyasi çevreler tarafından tarihçi diye ortalara salınan isimlerin, Atatürk düşmanlığı yanında Cumhuriyet'e ve temel niteliklerine olan düşmanlıkları, son yıllarda meyvelerini böyle veriyor maalesef. Tabi bu hainlikleri kıyas kabul etmez isimlerin bazı belediyeler, üniversiteler ve sivil toplum kuruluşlarında ağırlanmaları ve konuşturulmaları, arkalarını dayadıkları siyasi görüşten ne ölçüde beslendiklerinin de açık bir göstergesi. Mikrofon uzatıldığı her an Cumhuriyet'i yıkma amaçlı konuşmaları, belgesiz ve kulaktan dolma tarih bilgileri, saltanat artıklarının dayanaksız söylemlerine verdikleri prim neticesinde okumuş-okumamış her türden cahil kesimden aldıkları destek ise madalyonun bir diğer yüzü.

Geçmişten bu güne değil de, bugünden geçmişe doğru bir tarih yazıcılığı ile çıkardıkları kitaplar, katıldıkları yayınlar ve verdikleri konferanslarla vatanseverlerin sinir uçlarına dokunarak gerilim yaratmaları ise yine belli siyasi çevrelerin toplum mühendisliği taktiğinden öte bir durum değil.

Bunlara ek olarak hurafelere dayalı bir din anlayışını benimsetmek adına yaptıkları çalışmalar, saf dindar vatandaşları da bu ihanet sarmalının içine çekerek ikbal kazanma düşüncesinden öte bir durum değil.

Yakın tarihte yaşadığımız 15 Temmuz ayaklanması, FETÖ'nün geçmişten bu güne kadar yürüttüğü ihanet çalışmasının bir ürünüydü. Tıpkı bugün herkesçe malum tarihçiler ve akademisyenlerin söylemleri, geçmişte FETÖ'nün söylemlerinden farklı şeyler değil.

Dün lokal bazda Türk Ordusu'na saldıranlar, Kozmik Oda'yı FETÖ'nün kullanımına açanlar, bugün bu türden insanlarla ülkeye bütünüyle hasar vermekte.

Kısacası ortada büyük resim falan yok. Hâlâ devam eden FETÖ tehlikesi var. Sadece taktik değişti o kadar...

Bir de adı değişti…

YAZARIN DİĞER YAZILARI
FACEBOOK YORUM
Yorum